This post is currently available in Turkish only.
The climate crisis is no longer only the subject of scientific reports but of the stage as well. Ecological theatre tries to move humans out of the centre and make the planet the true protagonist.
Tiyatro yüzyıllar boyunca insanın insanla, insanın tanrılarla ya da insanın kendi vicdanıyla hesaplaşmasını sahneledi. Doğa çoğu zaman yalnızca bir dekordu: fırtına Lear’ın öfkesini büyüten bir arka plan, orman ise âşıkların kaybolduğu romantik bir mekândı. Bugün ise iklim krizi, sahnenin bu alışılmış hiyerarşisini sarsıyor. Ekolojik tiyatro, doğayı dekor olmaktan çıkarıp bir aktör olarak düşünmemizi istiyor.
Eko-kaygıdan ekolojik bilince
Mike Bartlett’ın Earthquakes in London (2010) oyunu, felaket beklentisiyle yaşayan bir kuşağın kaygısını neredeyse nefes nefese bir ritimle sahneye taşır. Karakterler geleceğe dair umutsuzlukla şimdiki zamanın tüketim telaşı arasında sıkışmıştır. Bu gerilim, son yıllarda sıkça konuştuğumuz eko-kaygı kavramının tiyatrodaki karşılığıdır.
Ancak ekolojik tiyatronun amacı yalnızca kaygıyı göstermek değildir. Asıl soru şudur: Sahne, seyircide bir ekolojik bilinç uyandırabilir mi? İnsan ile doğa arasındaki yabancılaşmayı görünür kılarak bu yabancılaşmayı aşmanın yollarını düşündürebilir mi?
Ekolojik tiyatro, “dünyayı kurtaran kahramanlar” anlatmaz; kahramanın kendisinin sorunun bir parçası olduğunu fark ettiği anı sahneler.
Ekozoik Çağ’ı sahnelemek
Düşünür Thomas Berry, insanın gezegenle karşılıklı fayda ilişkisi içinde yaşadığı bir dönemi Ekozoik Çağ olarak adlandırır. Bu kavram, tiyatro için de verimli bir ufuk açıyor: İnsan dışı varlıkların da sesi olan, insanın evrenin merkezinde değil bir parçası olarak durduğu bir sahne nasıl kurulur?
Bu sorunun yanıtı yalnızca oyun metinlerinde değil, üretim pratiklerinde de aranıyor. Birleşik Krallık’ta tiyatro kurumlarının dekor, ışık ve ulaşım kaynaklı karbon ayak izini azaltmak için geliştirdiği Theatre Green Book gibi girişimler, sahnenin kendi ekolojik sorumluluğunu da tartışmaya açtı.
Neden şimdi?
- Çünkü iklim krizi soyut bir gelecek değil, deneyimlediğimiz bir bugün.
- Çünkü tiyatro, istatistiklerin yapamadığını yapar: Bize bir şeyi hissettirir.
- Çünkü canlı performans, aynı mekânı ve aynı havayı paylaşan bir topluluk yaratır; ekolojik düşünce de tam olarak bu ortaklık bilincine dayanır.
Bu konuları Çağdaş Tiyatroda Ekolojik Yüzleşmeler başlıklı kitabımda ayrıntılı olarak tartışıyorum. Önümüzdeki yazılarda tek tek oyunlara ve sahnelemelere daha yakından bakacağım.

3 Comments
Leave a Comment
Your email address will not be published. Comments appear after approval.